“Lucy” Film Eleştirisi
“Geleneksel bilim normal bir insanın beyninin %10′unu kullandığını söylüyor. %100′ünü kullansak ne olurdu?”
Beynimizi full kapasite ile kullansak ne olurdu? Geleneksel bilimin söylediği gibi sadece %10′unu kullanarak yapabildiklerimize bakarsak; tamamına erişim sağlamak herhalde bizi durdurulamaz yapardı. Hastalıklar ve “vasıta” problemi ortadan kalkar zamanın ötesine geçiş sağlayabilirdik… İşte “Lucy“; bu sorunun cevabını sorguluyor.
Lucy(Scarlett Johansson); düzensiz hayatıyla gününü gün eden bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Bir haftadır “takıldığı” erkek arkadaşı Richard, onu bir çanta teslimatı yapmaya zorluyor ve böylelikle kendisini pis işlerin ortasında buluyor. Çantayı teslim alan çete, yeni bir uyuşturucu pazarlıyor ve Lucy’i kurye olmaya zorluyorlar. Kana karıştığı zaman; beynin erişilmeyen noktalarına erişim sağlayan bu uyuşturucuyu Lucy’nin bedenine yerleştiriyorlar. Aldığı bir darbe sonrası bedenindeki maddeler aktifleşince, Lucy, kısa zamanda bedenine, diğer bedenlere, maddelere ve zamana hükmetmeye başlıyor.
Diğer tarafta Professor Norman(Morgan Freeman), uzun yıllardır insan beyni ve kapasitesi üzerine araştırmalar yapan deneyimli bir bilim adamı olarak karşımıza çıkıyor. Bedeni üzerindeki hakimiyetini kaybetmeye başlaması ve kafasındaki soru işaretlerinin artmasıyla Prof. Norman ile irtibata geçen Lucy; bir yandan hayatta kalmak, diğer yandan onu bu hale getiren çete ile hesaplaşmak için büyük bir mücadeleye girişiyor.
Yönetmenlik koltuğunda Luc Besson‘u görüyoruz. Leon: The Professional, Nikita, Angel-A, The Fifth Element gibi başarılı işlerle kendi seyircisini oluşturmuş başarılı bir yönetmen. Hikayelerinde “güçlenen” kadın karakter aksiyonuna sık sık yer veriyor ki Lucy de bunlardan bir tanesi. Lucy, önceleri farkındalıktan uzak, gelişigüzel bir hayat yaşarken; bu olağanüstü gelişme ile tanrısal bir güce ulaşarak üst insana dönüşüyor.
Gerek konusu, gerek The Bucket List, Million Dollar Baby, The Shawsank Redemption gibi filmlerden tanıdığımız Morgan Freeman, Captain America, Iron Man, Vicky Cristina Barcelona, The Other Boleyn Girl filmlerinden tanıdığımız sarışın güzel Scarlett Johansson, Oldboy‘ dan çok iyi tanıdığımız Min-sik Choi ve Amr Waked gibi 4 ödüllü oyuncusu nedeniyle “Lucy” hevesle beklenenler listesinde yerini almıştı.
Ne yazık ki filmin genel akışı büyük beklentileri karşılayabilecek nitelikte değil. Sahne aralarına serpiştirilen belgesel görüntüler kopukluklara neden oluyor. Besson maymunlarla ilgili olan girişle ve filmin devamında Stanley Kubrick‘in “2001: A Space Odyssey‘ine selam çakmış. Michalengelo‘nun Sistin Şapeli‘nin duvarında yer alan o dünyaca ünlü “Tanrı ve İnsan” eserine de gönderme var. The Tree of Life‘tan da parçalar görüyoruz ama filmin genelinde evrime ya da insan beyni hakkındaki bilimsel teorilere ilişkin sağlam temelli bir aktarım olmuyor.
Filmde yer yer duygu size tam olarak geçiyor, örneğin Lucy’nin annesiyle telefonda konuştuğu sahne etkileyici. Lucy annesine “Sütünün tadını hissediyorum” derken film sorgulatıyor: “Yoksa hayatta esas olan tek bağ bu mu?”
Fakat final sahnesi bu anlamda tam bir fiyasko. Odada bilim adamları ve Lucy bilim kurgunun en üst sınırında şatafatlı bir dönüşüme tanık olurken, arka odada bir türlü bitmeyen ve sıradanlığıyla ironikleşen çatışma sahnesi final heyecanını pekiştirmek yerine giderek filmden uzaklaştırıyor.
Luc Besson sanki kendi filmine inancını kaybetmişte, gişe için filmi zorlamış gibi bir hava var ama Besson sadece gişe kaygısı için içi boş aksiyon çekecek biri değil. Peki, “Lucy” beklentinin tersine ciddi sözler söyleyeceğini vaat edip seyirciye bambaşka birşey mi anlatmak istiyor?
Besson kendi filmleri de dahil olmak üzere “beynimizin %10 unu kullanıyoruz mitine” benzer konular işlemiş birçok önemli filme gönderme yaparak seyircisine; “Büyük evrim hikayelerine takılma sen, aklını kullan; uyuşturucu, silah, savaşlar vs. ile halimiz zaten ortada, tüm bunlarla uğraşırken hangi evrimden bahsedebiliriz ki?” diyerek filme değil de geleceğe ve insana dair inançsızlığını mı anlatmak istiyor?
Filmin kafalarda yarattığı soru işaretlerine herkesin verecek farklı bir cevabı olacağı kesin, gene de beklentiyi düşük tutarak izlerseniz, keyifli bir 1,5 saat geçirmeniz mümkün.
Ekibimizi ön gösterime davet eden Beyazperde ye de ayrıca teşekkürler.
Kaynak : Sineterapi


